KeMaLisT NeDiR ?

Kemalizm Nedir? 

Kemalizm, tıpkı liberalizm ve sosyalizm gibi, bir devrim ideolojisi olarak doğmuştur. Ama, liberalizm ve sosyalizmden farklı olarak, geri kalmış bir ülkedeki devrim koşullarının gereksinimlerini yansıtmaktadır. Bu nedenle de, Kemalizmi iyi değerlendirebilmek için, geri kalmış ülke devrimlerinin gelişmiş ülke devrimlerinden farkını anlamak gerekir. 
Fransız Devrimi, evrim sürecinde önlerde yer alan bir toplumda rastlanabilen devrimlerin en ünlü örneğini oluşturur. Koşullar ve toplumdaki güç dengesi değişmiş, ama eski koşullara göre oluşan ve eski güç dengesini yansıtan toplumsal ve özellikle de siyasal kurumlar değişmemekte direnmiş, toplumsal - ekonomik gelişmeyi zorlaştırmaya başlamıştır. Kentsoylular ( burjuvazi ) yeni bir toplumsal sınıf olarak doğmuş, güçlenmiş, ama güçleri ölçüsünde siyasal rejimde etkili olamamışlardır. Bir anlamda toplumun altyapısı değişmiş, ama üstyapı bu değişikliğe uymamıştır. Burada sözkonusu olan, eski kurumları yeni koşullara, yani üstyapıyı altyapıya uydurmaktır; değişen koşullarla, koşulların yarattığı gereksinmeleri karşılaması gereken kurumlar arasındaki çelişkileri gidermektir. 

Evrim sürecinde geride kalmış toplumlarda görülen devrimler ise, belirli tarihsel koşullardan yararlanarak, bu toplumların evrimini hızlandırmak, bazı evreleri atlatmak amacını taşır. Birinci grup ülkelerdeki devrimciler, koşulların gereğini yerine getirmek ve gereksinimlerin doğurduğu devrimci ideolojiyi izlemekle yetinmek durumundadırlar. Toplumun henüz ulaşamadığı bir aşamaya göre kurumlar oluşturmak, böylece gelişmiş ülkelerle aralarındaki açığı bir ölçüde olsun kapatmak zorundadırlar. Kendilerinden çok önce o aşamaya ulaşmış olan toplumların deneyimlerinden ders alabilmek olanağına sahiptirler. Ama o devrimin doğal taşıyıcısı, itici gücü olan toplumsal sınıfın bulunmaması nedeniyle de işleri çok daha zordur. Ancak eski düzenin savunucusu güçlerin - tarihsel nedenlerle - zayıflamış oldukları bir andan yararlanarak iktidarı ele geçirebilirler. Temel devrimci gücün yokluğunu ya da zayıflığını ise, ideolojiye büyük ağırlık vererek ve o ideoloji etrafında iyi örgütlenmiş "bilinçli" bir çekirdek güç oluşturarak telafi etmeye çalışırlar. 

Toplumlardaki güçler dengesinin değişmesine karşın, eski güçler dengesinde ağır basan güçlerin çıkarlarına ve dünya görüşlerine göre biçimlenmiş olan kurumların değişmemekte direnmesi, devrimin nesnel ( objektif ) koşullarını oluşturur. Varolan bu düzeni eleştiren ve yeni bir düzenin ilkelerini içeren ideoloji ise, devrimin öznel ( subjektif ) koşulu sayılabilir. Devrimi, bilinçsiz bir ayaklanmadan, kızgınlık birikimlerinin kırıp - dökmeye dönüşmesinden ayıran ana özellik, sahip olunan "devrimci bilinç", yani "bilinç" ögesidir. 

Evrim sonucu doğan devrimlerde, ideoloji evrime koşut olarak doğar, devrimci eylem içinde gelişir. Böyle bir devrimde ideolojinin ağırlığı, nesnel koşulların, çok gerisinde kalır. Oysa geri kalmış ülkelerde nesnel koşullar yeterinde oluşmamış olduğu için, ideolojinin önemi artar. İdeoloji, devrimi olanaklı kılan ortamdaki, somut koşullardaki eksikliği giderme, boşluğu doldurma işlevini üstlenir. Burada ideoloji, yine devrimci eylem içinde bazı değişikliklere uğramakla birlikte, devrim öncesinde hazır olarak vardır ve çoğunlukla da, ana çizgileriyle gelişmiş ülkelerden aktarılmıştır. Amaç zaten o ülkelerin düzeyine daha hızlı bir biçimde ulaşmak olduğu için, bunu doğal karşılamak gerekir. Devrimci ideoloji, devrimin öncüsü güçlerin toplumsal özelliklerine göre bazı değişimler geçirmekle birlikte, ana doğrultuda aynı kalır. 

Her devrim belirli toplumsal güçlere dayanarak gerçekleşir. O güçlerin yeterince gelişmediği ortamlarda ise, devrimci ideolojinin kendisi, yaratığı bilinç ve kitlesel etkisiyle devrimci bir güç oluşturabilir. Bir ayaklanmanın, bir hükümet darbesinin, bir bağımsızlık savaşının, tarihi hızlandırmak amacındaki bir devrime dönüşmesinde, devrimci ideolojinin etkisi büyüktür. Ama ideolojinin devrimdeki ağırlığının artması ölçüsünde, o ideolojinin dogmatikleşmesi olasılığı da artar. Çünkü söz konusu ideoloji, bir anlamda, varolması istenilen, ama henüz varolmayan koşulların ürünüdür. 

Mustafa Kemal, tıpkı Lenin gibi, Birinci Dünya Savaşı'nın ülkesindeki eski düzenin temsilcilerini maddi ve manevi açıdan yıpratmasından yararlanarak, evrimin henüz zorunlu kılmadığı yeni bir toplumsal - siyasal düzeni yaratacak süreçleri harekete geçirmiştir. Lenin, Rusya ordusunun perişan olması sayesinde, küçük ama iyi örgütlü ve bilinçli bir güce dayanarak siyasal iktidarı ele geçirirken; Mustafa Kemal, ülkesini düşman işgalinden kurtarmanın kendisine kazandırdığı olağanüstü etkiyi kullanarak devrimi gerçekleştirmiştir. Lenin'in Rusya'nın koşullarına uydurmaya çalıştığı marksist ideoloji - yukarıda değindiğimiz nedenden dolayı - dogmalaşırken; Mustafa Kemal, liberealizm ve sosyalizmden yararlanarak Türkiye'nin koşullarına göre oluşturmaya çalıştığı devrimci ideolojinin dogmalaşma olasılığını önlemeye çalışmıştır. İdeolojik kalıplaşmanın hızlı bir değişim süreciyle bağdaşmayacağını vurgulayarak, bir anlamda "sürekli devrimcilik" anlayışının öncülüğünü yapmıştır. Bazılarının ileri sürdüğünün tersine, kemalizmin ideolojisi vardır, ama "öğreti"si ( doktrini ) yoktur. 

Kemalizm'in önünde iki aşamalı bir amaç vardı: Bağımsızlık ve çağdaşlaşma. Bu ereklere ulaşmak için, ideolojinin çerçevesini oluşturan ulusçuluk, cumhuriyetçilik ve laiklik ilkeleri Fransız Devrimi ve dolayısıyla liberalizmden; devletçilik, halkçılık ve devrimcilik ilkeleri de sosyalizmden esinlendi.


Kemalizm ne sol ne de sağdır!



Bu makale, aslında itiraf etmek gerekir ki, biraz zamansız yazıldı. Ne "sağ"cıların, nede solcuların hatta anadan babadan kalma yöntemlerle "solculuk" yapan "sahte sosyalistlerin" üzerine alınması ve de "anlaması" beklentisi içinde değiliz. Gelecekte, "Mülkiyeden (!) birileri çıkar da "Gerçek Kemalist'lerin akılları neredeydi denildiğinde, vereceğimiz bir cevabın olması açısından bu makalenin sadece kayıtlara girmesi temel amacım. İşte o zamana kadar, önce 'Atatürk' yerine "Mustafa Kemal", sonra da "Atatürkçülük" yerine "Kemalizm" kavramını kullanmaya devam edeceğim. (Hem biçim, hem de içerik olarak! ).
Önce 1923 Kemalizm Tanımlaması:
Kemalizm ;, Aydınlanma döneminin ürünü olan sağ ve sol evrensel değerleri aynı anda kapsayan ve her iki değerler kümesini tek bir ulusal devlet potasında içselleştiren, anti emperyalîst (bağımsız) yeni bir paradigmanın adıdır. Kemalizm "Demokrasi" yerine rahatlıkla kullanılabilir. Kemalizm, Türk devriminin bir ürünü olup, döneminin çok ötesinde "akılcı"(pozitivist) paradigmayı da içeren bir "üst bilinç" devrimidir. Kesinlikle, Kemalizm bir üçüncü yol olması nedeniyle Sosyalizme ( salt sosyalizm ) eşlenemez ve de indirgenemez. Kemalizm, bir ideoloji olmasının yanında,yurttaşlık bilincini de içeren, düşünsel bir paradigmanın 'bütüncül' (holistik) adıdır da aynı zamanda... Bilimsel Kemalizm, özgün bir ekonomik doktirin ile de temellendirilmiştir ve iktidarı hedefler.
Nadir Nadi'nin Varsayımı;
"Solcu!! bir gazetenin kurucularından olan Nadir Nadi, "Ben Atatürkçü değilim" adlı kitabında yıllardır vurguladığı bir cümlesi çok ilginçtir. Aynen aktarıyorum; "Devrim ilkelerini, ( Kemalizm'i kastediyor 1920-1938 kasım) dimdik ayakta tutmaya karar vermediğimiz surece çok partili demokratik rejimin yurdumuzda yaşamasına olanak yoktur.
İlk bakışta şirin gözüken bu varsayımın, orijinal Kemalizm tanımlaması ile karşılaştırdığında; hem teorik olarak hem de pratikte gerçekleştirilmesi konusunda bazı mantıksal zorlukları vardır.
Şöyle ki;
1- Kemalist bir parti veya örgütlenme Sağ ve Sol düşünsel motifleri zaten
içeriyor ve içselleştiriyorsa, bunun yanında çok partili bir demokratik rejimde yer alan
"Sağ ve Sol" partilerin kurulmasına gerek kalmayabilir. Kısacası; "Solculuk ve
"Sağ"cılık oyunu Kemalizm ve ilkelerinin hayata geçirilmesinde başlı başına bir engel
haline gelebilir. Bu iki indirgenmiş ve parcacı yapılanma, Kemalizm kavramına sahip çıkmada ve
benimsemede istekli olamayabilir. Her ne kadar yürekten! savunsalar da ! bazı okları işlerine gelmeyebilir.
2- Zaten yaşanan olaylar ve Türkiye'nin geldiği nokta, Mustafa Kemal'in
"Kemalizm" çizgisinden çok uzaktır. Acaba varılan bu noktada, aksaklığın nedeni sadece gericiler (dinciler) veya ikinci Cumhuriyetçiler midir ?
Bu noktada, temel hata şudur; "Kemalizm" yanlış yorumlanmakta yada işlerine geldikleri gibi yorumlanılmaktadır. Hem "Atatürkçülük"! adı altında Kemalizm'i dışlayan hem de aynı zamanda "Mustafa Kemale sahip çıkan (Sağ) ve (Sol) daki bu anlamsız kutuplaşmanın aslında demokrasimiz açısından "patolojik" ve samimi olmayan yan bir durum olarak yorumlanmaması için hiçbir neden yoktur. Zaten, bu konuları çok iyi bilen Nadir Nadi'de "Ben Atatürkçü Değilim" derken şakayla karışık acaba doğru mu söylüyordu diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Bir yol ayırımı:
"Salt" Sol'un, Kemalizm'i nasıl yorumlayarak "eklektik" bir yama gibi programına yapıştırdığı Murat ÖNER 'in kitabında vurgulanıyor.
CHP'nin "post" kavgası yaşadığı birinci kurultayında şu tanımlama yapılmaktadır. "Kurtuluş Savaşı, Batı kapitalizmine (?) emperyalizme karşı yapılmıştı. Bu niteliğiyle, CHP sol bir parti idi" denilmektedir. Böylelikle "Ortanın Solu"ndan, "Sol'a doğru kayış (yayılmacılık) başlamıştır.
Kemalist Devrimin sürdüğü 1938 Kasımına kadar geçen süre incelendiğinde görülecektir kî; Zaten toplumsal yapıda bir işçi sınıfı yoktur. Dolayısıyla, olmayan bir kesimin haklarını savunmayı "Sol"culuk olarak yorumlayan Kemalizm kendisi değil, bizzat dönemin (CHP) yönetimidir. Solculuk kırk yıllık bir politika olarak Kemalizm ile özdeşleştirilmiştir. (Tarih 1965) Kısacası pusula şaşmıştır.
Çözüm: Yeniden Kemalizm
Kuvâyi Milliye ruhuna temelli "Kemalizm"in bir şubesi olarak çalışan CHP yönetimi şunu iyi bilmelidir ki ; Ana bayii "Kemalizm"dir. Şubenin faaliyetine istediği ve istendiği zaman son verilebilir. Görüleceği üzere, ben salt "Sol'cuyum veya Sağcıyım diyen bir zihniyetin Kemalistliğinden şüphe etmek gerekir. Kaldı ki, zaten bu kesimler nedense Atatürkçülük yapmayı "Kemalizm'e" tercih etmektedirler. Günümüzde, bazı ileri derece zekalı Solcuların!, Atatürkçü parti enflasyonu yaşanan bir ülkede yeni bir 'Atatürkçü parti kurulmalıdır!' savlarını ise gülünç buluyorum.
Mustafa Kemal'in Leninden daha akıllı ve vizyonu geniş bir lider olduğu zaten bilinen bir olgudur. Çağdaşının dün heykeli yıkılırken, Mustafa Kemal'in bugün dimdik ayakta kalmasının temel nedeni budur.
Mustafâ Kemal "salt" sosyalizmi bir model olarak benimsememiştir. Üretim açısından getirdiği modeli yeterli görmediği gibi birey hak ve özgürlüklerini, demokrasiyi içermemesini de ülke amaçlarına uygun bulmuyordu. Devletçilik ve Halkçılık ilkeleri Mustafa Kemal'in "ılımlı toplumculuk" fikrini yansıtmaktadır. (Kışlalı, 1994). Avrupa Birliğinin Kemalizm raporuna göre Yeni Atatürkçülüğün Sol - Kemalist geleneğin izlerini taşıyan yoğun bir anti emperyalist vurguda olduğu belirtilmektedir. Belirtmeliyiz ki; sivil toplum kuruluşları arasında yapılan bu anket çalışmasının "gerçek Kemalistleri" örneklem kümesine almaması istatistik bilimi terimiyle söylersek büyük bir standart sapma verir. (Araştırmanın hata payı büyüktür.)
Günümüzde işçi (emek) kesimi içinde geçerli olabilecek bir görüşü; Mustafa Kemal, çiftçiler için zamanında şöyle dile getirmektedir; Milletimizin %80'i çiftçidir. Öyleyse Halk Fırkası dendiğinde bu asıl kitle kastedilmektedir. Yalnız çiftçilerim ve köylülerin haklarını sağlamak için öbür sınıflara karşı parti mi kuracağız.? HAYIR. Köylünün düşmanı olabilecek olanlar kimlerdir.? Çok çiftlikleri ve geniş toprakları olan insanlardır. Oysa, arkadaşlar bizim ülkemizde böyle geniş toprakları olan kaç kişidir.? Ve acaba mevcut olan geniş toprak ve çiftlik sahipleri düzeyinde her köylüye toprak vermek için ülkemizin toprakları yetmez mi? bu cümle aslında, Kemalizm'in, ideolojiler yelpazesinde nerede olduğunun açık bir göstergesidir. (Tabii ki anlayana!).Bir problemi , onu yaratan bilinç düzeyi ile çözemezsiniz.Kemalist bir bılınç düzlemini, iliklerimize kadar inen şekilde algılamamızı sağlayacak noktada içselleştirmeliyiz.
Atatürkçüleştirilen bir Kemalizm, Kemalizm değildir. Aklın ve yüreğin, TEK ve bütünsel ideolojisi, sivil toplum ve toplumsal örgütlerin çoğulculuğu ve iktidarı denetlemesi, ihtiyacımız olan budur. Böylelikle, adeta bir "kooperatif demokrasisi" içinde yönetilen idealist olmayan sivil toplum (dışı) örgütlerde partilerin müştemilatı olmaktan kurtulur.
Böylelikle, sivil toplum örgütleri de Parti yandaşlığından, demokrasi yandaşlığına doğru Kemalist iktidarı ve toplumu denetleyen ve çağcıl alternatif çözüm üreten, gerçek "demokratik toplumsal mevziler" olarak gelişebilirler. Çoğulculuk ve çok sesli siyasi yaşam, sivil toplum örgütleri ve iktidar arasındaki karşılıklı etkileşime dayalı olarak gerçekleştirilmelidir.
Ahmet Taner Kışlalı' nın ifadeleriyle; "ölümünün 67. yıl dönümünde (Sağ) dan ve (Sol) dan (!) en aşağılık saldırıların üzerinde yoğunlaştığı bir "diktatörü" (!) en içten saygı ve sevgilerimle anıyorum. (Hatırlıyorum)
GENÇLİK, hitabendeki üzerini son kertede karaladığın son cümlenin anlamını ve mesajını çok iyi biliyor!
Bilimsel Sosyalizme ve / veya Neo - liberalizme giden yolda Kemalizmi, İstanbula giden varan otobüslerinin Bolu dağındaki konaklama tesisi olarak algılayan kişilere de, Kemalizmin, iktidarı hedefleyen bir varış (destination) noktası olduğunu da bu vesile ile hatırlatmak gerekebilir..
Kemalizm, güncel düşünsel bir ideoloji olmanın yanında bilimsel, hedefsel ve aynı zamanda bütünsel bir bilme biçimidir.
A.B nin oynak ve Türkiyeyi dışlayan dış politikası ile Kemalizmin maalesef iç kamuoyumuzda yaşadığı bu zorlu engelleme (uyum) süreci ve varoluş mücadelesi aslında benzer kaderi paylasan iki sevgili gibi….
Bu açıdan; Tam Kemalist bir iktidar, hem Türkiyenin hem de A.B nin yolunu açması açısından da varılması gereken samimi bir iktidar hedefi olarak görülmesi gerekir. Aksi takdirde; Kemalizmi,ve Türkiyeyi
dışlamanın dayanılmaz kompleksi içinde, AB ve Türkiye daima birbirinin varlık alanı dışında kalmaya mahkumdur.
Ağaçlara bakmaktan, ormanın güzelliğini göremeyen, Türkiye'deki dogmatik "Sol" ve "Sağ" kemikleşmiş maskeli kafalara ve Bürüksel e sevgilerimle...

Kaynakça: 1) Kışlalı, A., "Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi" İmge yayınevi 3. baskı 1994
2) Nadir. N., "Ben Atatürkçü değilim" Çağdaş yayıncılık 1996. 13. baskı
3) Öner, M., "Bir yol Ayırımı" 1976 Orkide basımevi.



Tahir ÇALGÜNER


------------

Günümüzde kendisine solcu dedirtmek niyetinde olan herhangi bir siyasi aktörün/organizasyonunun, devlet ideolojisi olması dolayısıyla, doğru anlaşılamamış olan Kemalizmle bağını kopartması gerekiyor.


Sadece solun değil, sağın da Kemalizmle ilişkisi, ideolojisi Kemalizm olan Anayasalar ve tek tipleştirici Siyasi Parti Kanunları dolayısıyla zorunlu olarak pragmatizm üzerine oturmuştur. Dolayısıyla, Kemalizmin "meşruiyet aracı" olması, "toplumsal meşruiyetten" değil, kapatılmamak için "devlet nezdinde meşru görünmekten" ibarettir. Eğer siyaset, toplumsal yaşamı iyileştirme çabasının adıysa, meşruiyet arayışının devlet nezdinden toplum nezdine kayması ve bunun için "solum" diyen bir siyasi aktörün Kemalizmle bağını koparması gerekiyor.


Kemalizmi doğru anlamak
Öncelikle Kemalizm'in doğru anlaşılamadığı iddiasının, sadece bu iddianın sahibinin "doğru anlamış olma şerefine" sahip olduğunu ima ettiğini teslim etmek gerek. Ne var ki, bir kitabın, "yazarının anlattığıyla değil, okurunun anladığyla anlamını kazandığı" gerçeğinin önemli ölçüde kabul gördüğü günümüzde (Mevlana'yı parantez arasında da olsa saygıyla anmak gerek), bu türden bir iddia kastedilen doðru anlamanın sadece yazara ait olduğunu vurgular ve okuyucu gereksiz kılar. Yani Kemalizm'i tastamam doğru anlama yarışması yapılsa, Mustafa Kemal'den başkası birinci olamaz. Aynısı, bu metin çerçevesinde şahsım için de geçerlidir. Kısacası, böyle bir iddianın sahibi, bu iddiayla, aslında "doğru anlama şerefini" kendi eliyle kendinden almış olur, yani kendi kendini yalanlamış olur.
Daha da önemli olan, bu türden serzenişlerin, içinden yapılmış oldukları ideolojilerin gerileme dönemine girdiklerini/sona geldiklerini ima etmeleridir. Aslında bu, bütün merkezden biçimlendirmeci modernist anlatılarýn ortak-doğal kaderi. Bu tür serzenişler, genellikle, o ideolojilerin tahayyüllerinin toplumsal değiiimleri anlamakta zorlanmaya başlandığı dönemlerde ifade edilir. Öte taraftan, daha da önemlisi, eğer söylenen 80 yıl boyunca doğru anlaşılamýyorsa, ya söyleyenin dilinde sorun vardır ya da söylenenin dinleyen nezdinde anlamı yoktur. Kemalist CHP'nin 3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında sarf ettiği "toplum bizi anlamadı" elitist söylemi, bu açıdan gayet anlamlı, iyi bir kanıttır. "Yanlış anlaşıldı(m), pardon", demektense, "Anla(ya)madınız" demek, aslında her şeyi çok iyi anlatıyor.



Sağ-sol, sol-sağ
Türkiye seçim tarihinde yüzde 35 üzerinde oy alabilmiş partilerin öne çıkarmış olduğu söylemlere bakıldığında, bunların ortak noktalarının evrensel sol söyleme yakınlık ve bu paralelde Kemalizme mesafe alınmış olduğu görülebilir. Kemalizmle ilişkisellikleri, tüm diğer partiler gibi, zoraki- yasal bir pragmatizmden ve devlet nezdindeki meşruiyet çabasından öteye gitmemiştir.
Bu tablonun ortaya koyduğu, Türkiye'de sol pozisyon almanın öncülüğünün, sermayeden daha çok mağduriyet üretmiş olan devletin karşısında toplumu, mağduriyetleri ve dolayısıyla özgürlükleri savunmak olduğudur. Bu savunma, sağ parti imajıyla yapılmış olsa da... Daha açık ifadeyle, gayri Kemalistlik, istemeden de olsa, sağ partileri önemli ölçüde sol pozisyona itmiştir. Aynı zamanda, sıkı Kemalistlik de sol partileri sağ pozisyona itmiştir. 

Yorum Yaz